Yozgat İlçesinin Tanıtımı Akınol Hafriyat
Yozgat PDF Yazdır e-Posta

İlimiz (Yozgat)

      Yozgat doğudan Sivas; güneyden Kayseri, Nevşehir, Kırşehir; batıdan Kırıkkale; kuzeyden ise Amasya, Çorum ve Tokat illeri ile çevrili olup, 34º 05’ - 36º 10’ doğu meridyenleri ile 38º 40’ - 40º 18’ kuzey paralelleri arasında yer alır.Deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikte olup 1 412 300 Hektar toprağa sahiptir. 81 İl arasında toprak genişliği bakımından 15. sırayı alır. İlin doğudan batıya gidildikçe yüksekliği azalır.
İl’in en doğusu ile en batısı arasında 20 050 boylam (meridyen) farkı olup, yerel saat farkı 8’ 20” dir. Kuzeyi ile güneyi arasında ise, 10 38’lik enlem (paralel) farkı varır. Ancak, fark az olduğundan iklim üzerinde önemli bir etki yaratmamıştır. İlin, doğu - batı uç noktaları arasındaki kuş uçuşu uzaklık 216 km, kuzey - güney uç noktaları arasındaki uzaklık 144 km. dir. Yozgat, alan bakımından Türkiye’nin 15. İlidir. İlin; izdüşüm alanı ( km²) 13 597, gerçek alanı ise 14 123 km² dir.
Yozgat ve yöresi gerek verimli topraklı, hayvancılığa elverişli mer’a ve ormanlarının olması, ayrıca Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan yolların kesiştikleri noktada bulunmasından, beri devamlı yerleşme merkezi olmuştur.  Yerleşen kavimlerin gelişlerine göre şöyle bir sıra verebiliriz

1.   CUMHURİYETİN İLANINA KADAR TARİHİ DEVRE VE OLAYLAR: 
HİTİTLERİN ZAMANI:  
Hitit başkenti Boğazköy’ün (Hattusas), Alaca höyüğün(Arinna) Yozgat iline çok yakın yerlerde kuruluşundan Hitit hakimiyeti Yozgat ve çevresini de etkilemiştir. Etkinin izleri Alişar ve Çengeltepe kazılarından, etrafta bulunan korugan şeklindeki höyüklerden, haberleşme yığınlarından Çalapverdi köyünde bulunan Hitit kitabelerinden Kerkenez kalesinden bariz şekilde anlaşılmaktadır. Hititlerden sonra yöre kısa süreli Firig, Litya, Met, İskender ve Kapodokya hükümdarı Aryat ailesinin idaresinde kalmıştır.
GALAT VE ROMALILAR ZAMANI: 
M.Ö. 230 yıllarından itibaren yörede Galatların Trokmi kolunun hakimiyetini görüyoruz. Büyüknefes köyündeki Takvium harabeleri, Dambasan köyünün Karahal mevkiindeki yol kalıntıları, Küçüknefes köyündeki balıklı havuz, Gündoğdu, Yazıkışla köyündeki belçi kulubeleri Galatların bölgeyi beğendikleri devamlı kalmak için belirtilen eserleri bıraktıkları anlaşılmaktadır. Galat hakimiyetine son veren Romalılar yöresi kendi hakimiyetlerine almışlar, Romalıların bölünmesi üzerine de haliyle Bizans hakimiyeti başlamıştır. Roma devrine, ait Sarıkaya İlçesindeki duvar ve kaplıca en iyi korunmuş Roma eserleridir. Osmanpaşa Bucağı’nda bulunan kalıntıların ve Çalatlı köyünde çıkarılan heykellerle yerköy Kaplıcası da (Uyuz Hamamı)Roma eserleri olarak zikredilebilinir. 
DANIŞMENLİLER ZAMANI: 
1071 yılında kazanılan Malazgirt savaşından sonra, Yöre Danişment Gazi’ye bırakılan Sivas İli’ne bağlı olarak kalmıştır. Danişmentlilerin başkente Kayseri’ye almaları üzerine de Kayseri’ye bağlanmıştır. 
Osmanlı Bucağı’nda türbesi bulunan, Ahmet Yesevi müritlerinden Mehmedi Şerafettin bu dönemde gelerek çevrenin Türkleşmesine çalışmıştır. Köy ve aile ismi olarak bilinen Salmanlı ve Danışman Danişmentlilerden kalmıştır. 
Osmanpaşa   Bucağı’nın kuruluşuna ait belgelerde, Sivas Vilâyeti’nin Kızılkoca kazasının Hüseyin Abat Sancağı’nın Osmanpaşa kariyesi olarak geçmesi de bölgenin uzun zaman Sivas’a bağlı olduğunu göstermektedir. 
SELÇUKLULAR ZAMANI: 
ll. Kılıçaslan tarafından  Danişment hâkimiyetine son verilmesi üzerine 12. asırdan sonra Selçuklu hâkimiyeti altında kalınmıştır. Ancak SELÇUKLULARIN pek rağbet göstermediklerini yalnız Amasya-Kayseri yolu üzerinde iki kervansaray yaptırdıklarını görüyoruz.
OSMANLILAR ZAMANI:
Kadı Burhanettin’in 1393 yılında Akkoyunlu hükümdarı olan Osman Bey tarafından katli üzerine Sivaslılar memleketlerini Yıldırım Bayazit’e teslim ettiler.
Yıldırım’la  timur arasında 1402 de vukubulan Ankara Savaşı’ndan sonra kısa arayı müteakip, Çelebi Mehmet tarafından tekrar Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.
Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’ndan dönüşünde, Kayseri ve Bozok Sancaklarını Dulkadirli beylerinden Şahvur oğlu  Ali Bey’e vermiştir.
Şehsuvaroğlu Ail Bey’in kızının türbesi hâlen Çandır Bucağı’nda bulunmaktadır.
Karabıyık Köprüsü’nü Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında yaptırdığını rivayet edenler vardır.
Bozok yaylası, göçebe hareketlerinin  çokluğu, elebaşlarının devlete gaileler  çıkarması ve zahiri sebepleri muhtelip bir çok isyanların yer almasıyla ayrı bir şöhrete haizdir.
15. asır’da Kızılkoca oğullarının ve 16. asırda mehdilik iddiasında bulunun Celal’in Baba Zünnün tevlit ettikleri karışıklıklar çok mühim olmakla beraber devletin bu zamanda çok kuvvetli olması dolayısıyla çabuk bastırılmıştır. Ne var ki devletin güçsüz devrinde olan Celali isyanları bilhassa yol güzergahı olan yerlerde yerleştirmeyi güçleşmiş, köylerin daha çok sarp dağ başlarında, dere içlerinde küçük üniteler halinde yerleşmelerine köy ve yurtlarını terklerine sebep olmuştur ki hala acısı çekilmektedir.
Bozok çevresinin, Malazgirt Savaşı’nı takibeden senelerde Türkleşmeğe ve İslamlaşmağa başladığı muhakkak olmakla beraber, çevre bugünkü etnik hususiyetlerini 17. asırdan itibaren güneyden gelip, ısrarla bu havaliye sokulan göçebelerin yerleşmesiyle almıştır.
Şimdi köyle aile adları olarak söylenilen göçebeler şunlardır: Cerit, Köçeklü, Harbendelu, silsüpür, Ceraidi, Mamalu, Dabanlı, Rişvan, Badılı, Boynuganı, Göçer Kulu, Kavile(Kâvli), Melikanlı, Receplu, İlbeğili, Şamlılar, Türkmanı Halep, Reyhanlu, Barak, Karaşeyhlu, Heciyanlu, Pehlivanlı, Kuzu Güdenlu, Kevan, Kuşçu, Rişvan, Ağca Koyunlu, Boynu İncelu, Benamlı, Dumanlı, mehyanlı, Mendillu, Kılıçlı, Delikanlı, Okçıyanlı, Milli, Halekanlı, Umranlı, Hamitli, Şefaatlı, Bereketli, Urmiyanlı, Mecanlı, Çadırlı, Nasırlı, Cihanıklı, Merdisli, Avşar, Gündüşlü.
1553 den itibaren Bozok Sancağının başında Murat, Ahmet, Memiş,    İsa, Çerkes Hasan, Sunullah, İbrahim, Mamalu oğlu Ömer, Tokmak Hasanpaşa Zade Ahmet gibi şahıslar bulunmuştur. Bunlardan sonra yöre Çapanoğullarının hâkimiyetine girmiştir.
Yozgat ve Çapanoğulları:
İl merkezinin bulunduğu Yozgat’ın yerinde eskiden bir köy bulunduğu ihtimal dahilindedir.
Yozgat yeni çağlarda kurulduğu için etrafında suru, kalesi mevcut değildi. Yalnız  şehrin etrafı bir duvarlı çevrilmişti. Bu duvarda şehri müdafaadan ziyade kaçaklığı men içindi (Şeyhlerin derede bahsedilen duvarın bir parçasının bulunduğunu Emekli öğretmen Ahmet Ergin Bey söylemişlerdir.)
İdari tarihçede de değinildiği gibi Yozgat İl merkezinin bulunduğu yer, Çapanoğlu Ahmet Paşa tarafından, Medreseoğulları tarafından da Büyük Cami yapıldıktan sonra şehir manzarası göstermeye başlar.  Yozgat isminin menşeine ait çeşitli söylentiler ve yabancı kelimeye de dayandırılmak istenilmekteyse de ısrarla Yozkent (sürü şehri) anlamına geldiği ileri sürülmektedir. 19. asrın başlarında ve Çapanoğullarının en nüfuzlu devirlerinde Yozgat nüfusunun 15.000 civarında olduğu, asrın ikinci yarısında da artma olduğu görülmektedir.
Çapanoğullarının, Türkmenlerin hangi kolunda olduğunu, bu mıntıkaya ne zaman geldiklerini kesin olarak söylemeye imkân yoktur. Vesikalara göre Ömer Ağanın oğlu Ahmet Paşa ve onun çocukları Süleyman ve Mustafa Beyler’in şahsiyetleri malûm ve önemlidir. Ömer Ağa’nın babasının kim olduğunu bildiren bir vesika yoktur. Ancak güneyden geldikleri  belki de Bayatlardan oldukları ihtimal dahilindedir. Mühimme defterlerinde bu ailenin adı ilk sıralarda Çaparoğlu, daha sonra Çapan ve Cabbar şeklinde geçer, Ömer Ağa’nın mezar kitabesinde ise, doğrudan doğruya Çapar Ömer Ağa yazıldığına göre ailenen adı aslında Çaparoğlu’dur.
Ahmet Paşa:
Çapanoğlu Ömer Ağa’nın oğludır. 1728 tarihlerinde nüfuzlu bir voyvoda olarak görülür. 1732 de geniş yetkiyle, Mamulu Türkmeni Voyvoda- lı’na tayin olunan Çapanoğlu Ahmet, gerekli ahaliye zulüm ile gelirlerin azalmasına sebep olan, gerekse Rıka’dan kaçarak birçok zararlar yapan, halkı yerlerinden oynatan göçebelerin tenkiline memur edildi.  
1722-1746 Osmanlı-İran savaşlarından asker toplamak hususunda hizmetleri görüldü. Yapmış olduğu hizmetlerinden ötürü Bozok Mutasarrıfı olan Çapanoğlu Ahmet’e Kapıcı Başılığı payesi verildi.  Şakileri sindirmede, şiddetli kış aylarında İstanbul’un et ihtiyacını bol miktarda koyun sevkederek gidermede büyük hizmetleri görüldü.
Taltifler Ahmet Paşa’yı şımarttığı gibi, halka karşı zulmü de arttı. Zulme son vermesi ve adalettin ayrılmaması hususunda gönderilen şiddetli buyrultulara kulak asmadı. Vazifesindeki ihmal dolayısıyla asayış çığırından çıktı. Şakiler havalide pervasızca harekete başladılar.  Devlet Çapanoğlu Ahmet’i tehditle yola getiremeyeceğini anlayınca taltif yolunu düşünerek 1760 da Mirmiran rütbesi ve Rumeli Beylerbeyliği payesiyle Sivas Valiliği’ne tayin etti. Bazı eşkiyaların temizlenmesinde hizmeti görülen Ahmet Paşa, tekrar Bozok’a gönderildi. Bozok’a ilaveten Çorum arpalık olarak verildi. Eşkiyaya karşı başarısından dolayı da Niğde Sancağı da arpalık olarak ilâve edildi.  Ahmet Paşa’nın hizmetleri makbule geçmekle beraber, fırsattan istifade halkı soyması, kendisinin bilhassa adamlarının zulmü ve nasihat dinlememesi yüzünden 1765 şubatında katline karar verilerek bu işe de Sivas Valisi Feyzullah Paşa memur edildi. Ansızın bastırılarak katledildi ve malı da müsadere olundu.  Ahmet Paşa’nın yerine de Abaza Mehmet Ağa mutasarrıf oldu. Abaza Mehmet Ağa da verilen vazifeyi layıkıyla yapamadığından ve ahaliye zulüm ettiğinden azledilerek sırasıyla yerine Seyit Mehmet, Halil Paşa, Süleyman Paşa Zade Ahmet tayin edildiler.   Süleyman Paşa Zade’nin yerine Mustafa Bey’in tayin edilmesiyle Bozok Sancağı tekrar Çapanoğullarının eline geçmiştir. 
Mustafa Bey:
Ahmet Paşa’nın oğlu olan Mustafa Bey mağrur, cesur ve aynı zamanda zulme fazla mütemayil olarak tanınır.  Kapıcı Başılık ve yeni İl Voyvodası ünvanlarına da haiz olan Mustafa Bey’in şaki ve bazı aşiretlerin yola getirilmesinde büyük hizmetleri görüldü. Mustafa Bey; nüfuzunu takviye ettikten sonra devlet otoritesini hiçe saymağa, verilen emirleri dinlememeğe halka zulmetmeğe başladı. Mustafa Bey’in  en çetin mücadelesi Canikli Ali Paşa’yla yaptığı savaş oldu. Ali Paşa ve oğlu, Mustafa Bey’in Padişah’ın emirlerine uyması tavsiyesini izzeti nefis meselesi yapmasından, Ali Paşanın oğlu Çorum’a saldırdı. Mustafa Bey de üzerine yürüyerek Gediklan’da bozguna uğrattı. Amasya’da  Canikoğullarının gasbettikleri malları sahiplerine iade ettikten sonra Samsun’a doğru yoluna devamla Ali Paşa’nın kuvvetlerini kılıçtan geçirdi. Ali Paşa da Samsun’u ateşe vererek Kırım’a kaçtı. Mustafa Bey Yozgat’a döndükten sonra yine  eşkıya takibinde ve İstanbul’a et gönderilmesi hususlarında merkezin takdirlerini kazanacak hareketlerde bulundu. Mustafa Bey köleleri tarafından ata binerken Abdullah Ağa Bahçesi’ndeki sarayının yanında 1782 yılında  hançerlenerek  öldürüldü. (Dadaloğlu da bu şiirinde “Mustafa Bey’e kalmadı dünya” diye olayı dile getirir.)
Süleyman Bey:  Süleyman Bey Mustafa Bey’in küçük kardeşidir. Daha kardeşi zamanında şöhret kazanmış, Kapıcı Başılık pâyesi verilmiş, kardeşi İstanbul’a çağrıldığı zaman Bozok Kaymakamı tayin olunmuştu.  Çapanoğullarının en nüfuzlu zamanı Süleyman Bey zamanıdır. Yenilik taraftarı, memleketin hayrını ve halkın refahını düşünen bir şahıs olması dolayısıyle aile, ününü onun zamanında kazanmıştır. “Çapanoğlu’nun abdest suyu, karıştırma altından Çapanoğlu çıkar” deyimleri onun zamanında çıkmıştır.   Süleyman Bey de eşkıya ve aşiret yolsuzluklarını önlemiştir. Ancak yararlı hizmetleri yanında onun zulümden geri kalmadığı olmuştur.1787 Osmanlı-Rus Savaşı’nda asker göndererek, İstanbul’un  et ve zahire ihtiyacını sağlaması, Hacıların emniyetle yolculuk etmeleri için yıkılan Misis köprüsünü yaptırması, darphaneye altın ve gümüş, baruthaneye güherçile, maçında, Ruslar tarafından Serasker Mustafa Paşa’nın pusuya düşürülmesiyle ordusunun perişan edilmesine karşılık asker toplayarak yardıma koşması, Napolyon’un Mısır’ı istilası üzerine Nizami Cedid’in kurulmasına önemli hizmetleri olmuştur.  Süleyman Bey ayrıca, Amasya Muhassılı tayin olundu, 1794 de Tarsus’un 1804 de de Amasya’nın Mütesellimliği Süleyman Bey’e verildi.
Halep’te halkı rahatsız eden şakilerin de 1813 de yine Süleyman Bey zamanında oğlu Sivas Valisi Celalettin Paşa’nın Yozgat ve cıvar Köylerinden  (Lök,  Köseyusuflu, Gökçekişlı bilinenleri ) topladığı güvendiği kişiler yardımıyla ve kurnazlıkla işini hallederek 18 kadarını idam etti.  Süleyman Bey 1813 yılında eceliyle öldü.
Süleyman Bey’in ölümü üzerine Yozgat müstakil bir sancak olarak daha bırakılmadı. Muhassıslığına Kayseri Sancağı Mutasarrıfı Maraşlı Ali Paşa tayin olundu. Süleyman Bey öldüğü zaman kız ve erkek olarak 25 çocuğu, Büyük Cami’nin kuzey tarafında muazzam bir sarayı, zengin mukataaları, külliiyetli serveti vardı. Süleyman Bey yenilik taraftarı olduğundan,Bulunduğu yerlerde ziraatın gelişmesinde Nizamı Cedit, Sakbanı Cedit’in kurulmasına yardımcı olmuştur. Şair ve devlet adamı Mehmet Akif Paşa, Süleyman Bey ölünceye kadar onun divan katipliğinde bulunmuştur.  
Çapanoğullarının camiinden başka yöre de Osmanlı idaresi zamanında Sungur-Samsun, Yozgat-Kayseri, Yozgat-Akdağmadeni şoseleriyle 1896 yılında şimdiki lise binası yapılmıştır.      Birinci Dünya Kurtuluş savaşlarında Yozgat’lıların gösterdikleri yararlılıklar çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Galiçya’da Yozgat tertibinin gösterdiği yararlılığa karşılık dikilen şehitler abidesinin gönderilen resmi Yozgat Belediyesi’nde  halâ saklanır. 
Her ne kadar Yozgat hakkında harf tarihine geçmiş, teşvik, tahrik, vaate kanan bir avuç kişinin isyanı varsa da, bu isyan hiçbir zaman bütün Yozgat’lıların olmamıştır. Atatürk’ün isyan sonrası T.B.M.M açılış  nutuklarında Yozgat isyanı olarak bahsetmesine karşılık,  Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz’ün “Hayır Paşan Yozgat isyanı değil Çapanoğlu İsyanı” diye cevaplandırması en güzel delilidir.  
Ayrıca  Sivas Kongresi’ne delege göndermekle, yardım toplamakla, düğününün  bittiği gün gönüllü savaşa katılmakla, Yozgat ve Yozgat’lılar Kuvay-ı Milliye, Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyetin kurulmasında gerekli görev ve katkıda bulunmuşlardır.
ERMENİ OLAYLARI
Yurdun diğer köşelerinde olduğu gibi, 1892-1915 yılları arasında Yozgat’ta da üç defa Ermeni ayaklanması olmuştur. 
Daha önce Ermeni vatandaş bir iş icabı evinden ayrılırken genç kızını, taze gelininin Türk delikanlısına güvenip emanet eder, Türk ihtiyarı da son yolculuğunda harcanacak Ermeni tüccara senetsiz, şahitsiz bıraktığı gibi, bir ara Yozgat’ın Büyük Camisi’nin mütevelliği Ermeni Atamyan Efendi’ye verilmiştir.. Kardeşce yaşayan bu iki toplum yabancı tahrikin neticesinde birbirine düşman edilmiştir. 
İstanbul’da Türk hükümdarına suikast hazırlayan gizli eller, Yozgat’ta da Liva Paşa’nın  Binit hayvanının bıçaklatmış, hakaret ettirmiştir. Anice bastırılan sayısız Türk delikanlısı şehit edilmiştir.  Pervasızca Ermeni komitacıların ağzında;  Osmanlıdır adınız,   Hiç kalmadı tadınız. Bu yıl böyle giderse. Eşek güder kadınız.

 

Rastgele Resim

akinol_terex (6).JPG

Anketler

Kriz İnşaat Sektörünü etkiledi mi ?
 

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün74
mod_vvisit_counterDün248
mod_vvisit_counterBu hafta74
mod_vvisit_counterGeçen hafta1051
mod_vvisit_counterBu ay1043
mod_vvisit_counterGeçen ay5214
mod_vvisit_counterTamamı146482

We have: 1 guests, 2 bots online
IP Adresiniz: 38.107.191.82
 , 
Bugün: Eyl 06, 2010

RSGallery2 Slideshow

Günün Sözü

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
Kemal Atatürk - 1927